Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın, hazret, müdür, amir, şef, patron vb ünvanlar neyi ifade ediyor?
Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın, hazret, müdür, amir, şef, patron başkan, lider, reis gibi ünvanlar neyi ifade ediyor?
Dengesiz ülkelerde yaşıyor olmanın dengesizliği ve şaşkınlığı böyle bir gaflet işte! Dünya çapında dengesiz liderlerin dengesiz ülkeleri. Çocukluğumuz uyu uyu yat uyu ninnisi ile büyüyüp gelişti. O gün bu gündür ninni avuntusu kulaklarımızı tırmalar durur. Büyüdük koskoca torun sahibi adam olduk bir ayağımız çukurda diğer ayağımız her an çukura düşebilir. Hala ayakta uyutan ninnilerle ayakta uyumaya devam ediyoruz.
Ve evet hayatı sadece soluk alıp vermekten ibaret sanıyoruz. Peki zorlu yaşam koşullarının neresindeyiz?
Gerisinde miyiz? İlerisinde miyiz? İçinde miyiz? Dışında mıyız? Ve hayatımızın
neresindeyiz? Bolluk içinde mi yaşıyoruz? Kıtlık içinde mi yaşıyoruz? Zirveye
doğru mu tırmanıyoruz? Aşağı doğru mu düşüyoruz? Yaşadığımızı biliyoruz da,
yaşamadığımızı biliyor muyuz?
Geri kalmışlık batağında, ne yazık ki liderleri taparcasına kutsallaştırmayı gelenek hâline getirmiş toplumlarız.
Hayatı tesadüfen yaşıyoruz ya, fani dünyada kafa aynı kafa, yaşamasak da olur
kafası.
Bütün çabamız yaşamamaya odaklı ise hayatımızı niye yaşıyoruz ki?
İkisibir arada hem yaşıyoruz hem yaşamıyoruz. Bu ne yaman çelişki anne? Peki hurafe yüklü cehaletin ana kaynağı ve emperyal güçler tarafından özel olarak eğitilmiş çeşit çeşit liderler saltanatı hakkında ne düşünüyoruz?
Bulmuşlar yaşamaktan aciz dünyadan bihaber yaşayan ve cehalet batağına saplanmış kafayı, bir şeyler biliyormuş gibi boş konuşan aslında bilmediğini hiç bilmeyen bir toplumu,martaval bülbülleri tabi öterler.
Beyoğlu beylerin, ağaların, paşaların keyfleri keyf. Bir elleri yağda bir elleri balda keyf onların keyfi. Ya bizler?
Aklı bin karış havada hangi otlakta meleşiyoruz? Aldırma gönül aldırma şarkısı
ile köprü altlarında boş vermişliğe selam mı çakıyoruz? Palavra büyülerine
kapıldık içmişiz sarhoşuz bulut gibiyiz! Anaları farklı doğurmuş olacak ki
sanki kaşlarıyla gözleriyle ağızlarıyla burunlarıyla saçlarıyla kulaklarıyla
bizlerden farklı yaratıklar? Ya da uzaydan gelen ayrıcalıklı uzay yaratıkları.
Dışardan emir aldıkları belli. Hangi mucizeyi gerçekleştirdiler de gönül
sarayımızda gönül tahtımıza oturdular? Toplum olarak körü körüne peşlerinden
koştuğumuza göre (En büyük lider bizim liderimiz başka büyük yok!) coşkusu ile
hayr'ola nereye böyle birader? Keramet bu liderlerin neresinde? Biz
vatandaşların kerizliğinde mi? Bu kerizlik var ya bu kerizlik, alayımızı yardan
aşağı uçurur ağlanacak hallarımıza kahkahalarla güler. Deli bile aklını aramaya
çıkmışken, biz vatandaşlar aklımızı hangi derede kaybettik? Bulamadık mı?
Aklımızı daha çok ararız. Yahu birader ne zaman kendi hayatımıza değer
vereceğiz? Ne zaman hayatı yaşamasını öğreneceğiz? Hayatımızı dolu dolu
yaşamamak bizlere hak mı yani? Yani meydanlara çıkıp avazımız çıktığınca
haykırarak. {Yaşasın liderimiz!} şiarı ile yeri göğü titretmek bir marifet mi?
Ağzımız bin karış havada aylak aylak dolaşmak neyin ifadesi? Ulan birader bu
zırrıkı kafa bizlerde var olduğu sürece iflah olur muyuz? Acaba sonsuz tutku ile
bağlandığımız liderler bizlere bir iyilik düşünüyor mu? Nerdeee!?
Göstermelik bir numaradan kara kaşımıza kara gözümüze hayran olabilirler. İşin dümeni belli!
Lambaya püf de çevir gazı yanmasın. İşleri güçleri numaraya yatmış
akılları sıra kurtarıcı melekler.
Palavracı laklaka makinelerinden ne beklenir?
Vallahi billahi vatandaşa zerre kadar yararları olmaz. Asıl işin perde arkasını
görmeye çalışacağız birader. Vatandaşa hayran olup olmadıklarını o zaman
öğreniriz. Şu gerçeği bilmenizi isterim, süslü kelimelerle bizleri oyalarlar,
dolaylı yollardan veya göstere göstere doğrudan özellikle özel oligarşik
mutluluğun özel çıkarlarına hizmet etmekten başka bir işe yaramazlar. Yani
ellerimizle iki gözümüzü kör etmeye uğraşıyoruz. Kurtarıcı kılığına giren şark
bülbülleri ocağımıza incir ağacı dikiyor, Everest tepesinden seriniz vallacıma.
Bilmem anlatabildim mi? Ve hayatın ne anlama geldiğini iyi okumasak, burnumuz
b.ktan kurtulur mu? Sadece soluk alıp vermekle bu işler yürümez. Uzun soluklu
kararlı bir arayış her zorluğun üstesinden gelir.
Liderlerin (PALAVRA'dan LAKLAKA MAKİNELERİNİN ) keyfi yerindeyse, biz toplum olarak keyfimizi nerede arıyoruz?
Ocağımıza incir ağacı diken laklaka makinelerinde mi? Hayret! Bak birader
yaşamaya bir kez geldik, bir kez öleceğiz. Her gün bin kez ölmeye gerek var mı?
Yaşayabildiğimiz yere kadar yaşamak hepimizin hakkı değil mi? Umudunu asla
yitirme! Yaşamamayı aklımızdan çıkaralım bir kere. Başkalarının yaşam hakkına
engel olmaya hakkımız var mı? Kaldırıp kendimizi yardan aşağı atalım o zaman ne
gereğimiz var? Olur mu? Boş yaşama, dolu dolu yaşa birader bu can senin canın
sahip çık. Vallahi kabahat varsa bu kabahat hepimizin kabahati. Niye uyutanlar
hep ayakta uyanık gezerler? Niye ayakta uyuyan toplumlar ayakta uyur gezerler?
Liderlerin yönettiği ülkelerde kendi halklarını öncelikle düşünmesi gerekmez
mi? Önce yönettikleri ülkelerinde halkların refah seviyesini yükseltsinler.
Dünya turu keyfi sonra ki iş. Hiç işte laf olsun torba dolsun laklaka
martavalları tarafından yönetiliyor olmamızın andavllığı. Kendi köyüne dahi
gitmekte zorlanan işçi emekçi köylü vatandaş, hangi kaya başında gazel okuyor
acaba? Uyu uyu yat uyu ninni bebek ninni! Kararı siz verin artık. Çünkü insan
gibi yaşamak işçi emekçi köylü vatandaşın yaşam tarzına aykırı gelir. Martaval
makinelerinin canları sağolsun. Nasıl olsa alıştırmışlar uyu uyu yat uyu
ninnisi dinletmeye. Böyle bir gaflet uyuşukluğuna takılır kalırsak iki yakamız
bir araya gelir mi?
Ve birde biz üretenlerin ürettiği değerler üzerinden pay alıyor muyuz? Yoksa uzaklardan mı bakıyoruz ürettiğimiz değerlere? Biz üreten emekçi yığınlarında bu pasiflik, uyuşukluk, mıymıntılık, kasaplık kafa var olduğu sürece daha çokkk aşağı mekânlarda çırılçıplak gezer tüyü yolunmuş kaza döneriz. Nasıl olsa uysal koyunuz ya, kasabın keskin bıçağına hayranız. Vesselam gelen uyanıklar aklımızı
başımızdan götürür giden uyanıklar donumuzu dahi götürür.
Vallahi aptallığımızla ne kadar övünsek az. Öylesine derin kış uykusuna kapılmışız ki, temmuz sıcaklarında buram buram ter kokuyoruz. Kış uykusunda rüyalar alemine devam. Yaşamak için mi yaşamamak istiyoruz?
Yaşamamak için mi yaşamak istiyoruz? Çelişkiler yumağında çarşafa dolandık
yolumuz düşer meyhaneler üstüne, uyu uyu yat uyu! Yürü bre Hacı emmi yürü
senin de cılkın çıkar bir gün. Biz yaşamadık ki ölelim.
Allah örgütlü cehalete akıl fikir versin diyeceğim. Örgütlü cehalete akıl fikir verse ne yazar! vallahi billahi şeytanla iş birliği yaparlar aklımızı ocağımıza dâhi sokmazlar. Yani bu güzel ülkemin her renkten güzel çiçeklerini bağrında barındıran güzel mevsimlerini yaşamak en doğal hakkımızken niye bu haklardan mahrum yaşıyoruz? Bizler mevsimleri yaşamayı kendimize uygun görmüyorsak. Biz bu ülkenin vatandaşı olarak bir yerde yanlış yapıyoruz yapmasına da, amma velakin her yerde yanlış yapıyoruz? Bilinç seviyesi yüksek akılcı geçinenler örgütsüz olursa, akılsız geçinen çok şükürcü örgütlü cehalet uyanık olurmuş.
Neymiş? Liderlerin hitabet hüneri çok etkiliymiş. Acayip palavra sıkan laklaka makinelerinden hayır gelmeyeceğine
göre, ne beklenir ki? Ne yazık ki cehaleti rehber edinmiş toplumlarda bu gibi
palavra ustaları iyi rağbet görür. Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın,
hazret, müdür, amir, şef, patron başkan, lider, reis gibi ünvanlar neyi ifade
ediyor? Üretim gücüne sahip geniş halk yığınları (Emekçiler köylüler ve
işçiler) neyi ifade ediyor? Aradaki fark uçurum deryası. Üretimin gücü emekçi
işçi köylü yığınlarının gücü ve kuvveti dâhilinde ise sermaye akışı neden bir
kişi bir aile veya bir azınlık grubun kasasına akıyor? Üreten emekçi yaşam
ürettiği hâlde neden yaşama zorlukları yaşıyor? Neden özlem duyduğu bir hayatı
istediği gibi yaşayamıyor? Neden sahip olduğu üretim gücünün sahibi değil?
Neden hazıra konan ve zerre topluma katkısı olmayan üretim yoksunu bir kişinin
kulu kölesi konumunda? Cılkı çıkmış laklaka turşusu gibiyiz. Soru işareti ile
dopdolu geçen rezil bir ömür.
Herkes kafasına göre bir yol tutturmuş
hayatları apayrı bir madara.
Gayri meşru yollarla dümen çevirmeye eyvallah!
Meşru yollardan doğru bir çıkar yol aramaya yallah!
Vay be... Ne günlere kaldık? Konuşmak için konuşuyoruz ama hiç bir işe yaramıyoruz. Konuşuyoruz, konuşuyoruz sanki duvara konuşuyoruz. Beynimiz iflas etmiş, hartlap kazığı mübarek. Anlatıları anlayacak kafa yapısına sahipmiyiz ki? Kimimiz armut ağacında elma arıyor, kimimiz portakal ağacında palamut arıyor. Karışık kuruşuk türlü salatası. Yahu halk olarak tabana kuvvet nereye koşuyoruz? Taziye evinde bedava lahmacun var ya! Herhalde oraya koşuyoruz.