istanbul escort istanbul escort bayan
Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın, hazret, müdür, amir, şef, patron vb ünvanlar neyi ifade ediyor?
  • Son Fikir Gazetesi
  • Genel
  • Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın, hazret, müdür, amir, şef, patron vb ünvanlar neyi ifade ediyor?

Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın, hazret, müdür, amir, şef, patron vb ünvanlar neyi ifade ediyor?

ABONE OL
Mayıs 14, 2026 09:11
Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın, hazret, müdür, amir, şef, patron vb ünvanlar neyi ifade ediyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın, hazret, müdür, amir, şef, patron başkan, lider, reis gibi ünvanlar neyi ifade ediyor?

Dengesiz ülkelerde yaşıyor olmanın dengesizliği ve şaşkınlığı böyle bir gaflet işte! Dünya çapında dengesiz liderlerin dengesiz ülkeleri. Çocukluğumuz uyu uyu yat uyu ninnisi ile büyüyüp gelişti. O gün bu gündür ninni avuntusu kulaklarımızı tırmalar durur. Büyüdük koskoca torun sahibi adam olduk bir ayağımız çukurda diğer ayağımız her an çukura düşebilir. Hala ayakta uyutan ninnilerle ayakta uyumaya devam ediyoruz.

Ve evet hayatı sadece soluk alıp vermekten ibaret sanıyoruz. Peki zorlu yaşam koşullarının neresindeyiz?

Gerisinde miyiz? İlerisinde miyiz? İçinde miyiz? Dışında mıyız? Ve hayatımızın

neresindeyiz? Bolluk içinde mi yaşıyoruz? Kıtlık içinde mi yaşıyoruz? Zirveye

doğru mu tırmanıyoruz? Aşağı doğru mu düşüyoruz? Yaşadığımızı biliyoruz da,

yaşamadığımızı biliyor muyuz?

Geri kalmışlık batağında, ne yazık ki liderleri taparcasına kutsallaştırmayı gelenek hâline getirmiş toplumlarız.

Hayatı tesadüfen yaşıyoruz ya, fani dünyada kafa aynı kafa, yaşamasak da olur

kafası.

Bütün çabamız yaşamamaya odaklı ise hayatımızı niye yaşıyoruz ki?

İkisibir arada hem yaşıyoruz hem yaşamıyoruz. Bu ne yaman çelişki anne? Peki hurafe yüklü cehaletin ana kaynağı ve emperyal güçler tarafından özel olarak eğitilmiş çeşit çeşit liderler saltanatı hakkında ne düşünüyoruz?

Bulmuşlar yaşamaktan aciz dünyadan bihaber yaşayan ve cehalet batağına saplanmış kafayı, bir şeyler biliyormuş gibi boş konuşan aslında bilmediğini hiç bilmeyen bir toplumu,martaval bülbülleri tabi öterler.

Beyoğlu beylerin, ağaların, paşaların keyfleri keyf. Bir elleri yağda bir elleri balda keyf onların keyfi. Ya bizler?

Aklı bin karış havada hangi otlakta meleşiyoruz? Aldırma gönül aldırma şarkısı

ile köprü altlarında boş vermişliğe selam mı çakıyoruz? Palavra büyülerine

kapıldık içmişiz sarhoşuz bulut gibiyiz! Anaları farklı doğurmuş olacak ki

sanki kaşlarıyla gözleriyle ağızlarıyla burunlarıyla saçlarıyla kulaklarıyla

bizlerden farklı yaratıklar? Ya da uzaydan gelen ayrıcalıklı uzay yaratıkları.

Dışardan emir aldıkları belli. Hangi mucizeyi gerçekleştirdiler de gönül

sarayımızda gönül tahtımıza oturdular? Toplum olarak körü körüne peşlerinden

koştuğumuza göre (En büyük lider bizim liderimiz başka büyük yok!) coşkusu ile

hayr’ola nereye böyle birader? Keramet bu liderlerin neresinde? Biz

vatandaşların kerizliğinde mi? Bu kerizlik var ya bu kerizlik, alayımızı yardan

aşağı uçurur ağlanacak hallarımıza kahkahalarla güler. Deli bile aklını aramaya

çıkmışken, biz vatandaşlar aklımızı hangi derede kaybettik? Bulamadık mı?

Aklımızı daha çok ararız. Yahu birader ne zaman kendi hayatımıza değer

vereceğiz? Ne zaman hayatı yaşamasını öğreneceğiz? Hayatımızı dolu dolu

yaşamamak bizlere hak mı yani? Yani meydanlara çıkıp avazımız çıktığınca

haykırarak. {Yaşasın liderimiz!} şiarı ile yeri göğü titretmek bir marifet mi?

Ağzımız bin karış havada aylak aylak dolaşmak neyin ifadesi? Ulan birader bu

zırrıkı kafa bizlerde var olduğu sürece iflah olur muyuz? Acaba sonsuz tutku ile

bağlandığımız liderler bizlere bir iyilik düşünüyor mu? Nerdeee!?

Göstermelik bir numaradan kara kaşımıza kara gözümüze hayran olabilirler. İşin dümeni belli!

Lambaya püf de çevir gazı yanmasın. İşleri güçleri numaraya yatmış

akılları sıra kurtarıcı melekler.

Palavracı laklaka makinelerinden ne beklenir?

Vallahi billahi vatandaşa zerre kadar yararları olmaz. Asıl işin perde arkasını

görmeye çalışacağız birader. Vatandaşa hayran olup olmadıklarını o zaman

öğreniriz. Şu gerçeği bilmenizi isterim, süslü kelimelerle bizleri oyalarlar,

dolaylı yollardan veya göstere göstere doğrudan özellikle özel oligarşik

mutluluğun özel çıkarlarına hizmet etmekten başka bir işe yaramazlar. Yani

ellerimizle iki gözümüzü kör etmeye uğraşıyoruz. Kurtarıcı kılığına giren şark

bülbülleri ocağımıza incir ağacı dikiyor, Everest tepesinden seriniz vallacıma.

Bilmem anlatabildim mi? Ve hayatın ne anlama geldiğini iyi okumasak, burnumuz

b.ktan kurtulur mu? Sadece soluk alıp vermekle bu işler yürümez. Uzun soluklu

kararlı bir arayış her zorluğun üstesinden gelir.

Liderlerin (PALAVRA’dan LAKLAKA MAKİNELERİNİN ) keyfi yerindeyse, biz toplum olarak keyfimizi nerede arıyoruz?

Ocağımıza incir ağacı diken laklaka makinelerinde mi? Hayret! Bak birader

yaşamaya bir kez geldik, bir kez öleceğiz. Her gün bin kez ölmeye gerek var mı?

Yaşayabildiğimiz yere kadar yaşamak hepimizin hakkı değil mi? Umudunu asla

yitirme! Yaşamamayı aklımızdan çıkaralım bir kere. Başkalarının yaşam hakkına

engel olmaya hakkımız var mı? Kaldırıp kendimizi yardan aşağı atalım o zaman ne

gereğimiz var? Olur mu? Boş yaşama, dolu dolu yaşa birader bu can senin canın

sahip çık. Vallahi kabahat varsa bu kabahat hepimizin kabahati. Niye uyutanlar

hep ayakta uyanık gezerler? Niye ayakta uyuyan toplumlar ayakta uyur gezerler?

Liderlerin yönettiği ülkelerde kendi halklarını öncelikle düşünmesi gerekmez

mi? Önce yönettikleri ülkelerinde halkların refah seviyesini yükseltsinler.

Dünya turu keyfi sonra ki iş. Hiç işte laf olsun torba dolsun laklaka

martavalları tarafından yönetiliyor olmamızın andavllığı. Kendi köyüne dahi

gitmekte zorlanan işçi emekçi köylü vatandaş, hangi kaya başında gazel okuyor

acaba? Uyu uyu yat uyu ninni bebek ninni! Kararı siz verin artık. Çünkü insan

gibi yaşamak işçi emekçi köylü vatandaşın yaşam tarzına aykırı gelir. Martaval

makinelerinin canları sağolsun. Nasıl olsa alıştırmışlar uyu uyu yat uyu

ninnisi dinletmeye. Böyle bir gaflet uyuşukluğuna takılır kalırsak iki yakamız

bir araya gelir mi?

Ve birde biz üretenlerin ürettiği değerler üzerinden pay alıyor muyuz? Yoksa uzaklardan mı bakıyoruz ürettiğimiz değerlere? Biz üreten emekçi yığınlarında bu pasiflik, uyuşukluk, mıymıntılık, kasaplık kafa var olduğu sürece daha çokkk aşağı mekânlarda çırılçıplak gezer tüyü yolunmuş kaza döneriz. Nasıl olsa uysal koyunuz ya, kasabın keskin bıçağına hayranız. Vesselam gelen uyanıklar aklımızı

başımızdan götürür giden uyanıklar donumuzu dahi götürür.

Vallahi aptallığımızla ne kadar övünsek az. Öylesine derin kış uykusuna kapılmışız ki, temmuz sıcaklarında buram buram ter kokuyoruz. Kış uykusunda rüyalar alemine devam. Yaşamak için mi yaşamamak istiyoruz?

Yaşamamak için mi yaşamak istiyoruz? Çelişkiler yumağında çarşafa dolandık

yolumuz düşer meyhaneler üstüne, uyu uyu yat uyu! Yürü bre Hacı emmi yürü

senin de cılkın çıkar bir gün. Biz yaşamadık ki ölelim.

Allah örgütlü cehalete akıl fikir versin diyeceğim. Örgütlü cehalete akıl fikir verse ne yazar! vallahi billahi şeytanla iş birliği yaparlar aklımızı ocağımıza dâhi sokmazlar. Yani bu güzel ülkemin her renkten güzel çiçeklerini bağrında barındıran güzel mevsimlerini yaşamak en doğal hakkımızken niye bu haklardan mahrum yaşıyoruz? Bizler mevsimleri yaşamayı kendimize uygun görmüyorsak. Biz bu ülkenin vatandaşı olarak bir yerde yanlış yapıyoruz yapmasına da, amma velakin her yerde yanlış yapıyoruz? Bilinç seviyesi yüksek akılcı geçinenler örgütsüz olursa, akılsız geçinen çok şükürcü örgütlü cehalet uyanık olurmuş.

Neymiş? Liderlerin hitabet hüneri çok etkiliymiş. Acayip palavra sıkan laklaka makinelerinden hayır gelmeyeceğine

göre, ne beklenir ki? Ne yazık ki cehaleti rehber edinmiş toplumlarda bu gibi

palavra ustaları iyi rağbet görür. Ağa, paşa, bey, efendi, şeyh, şıh, sayın,

hazret, müdür, amir, şef, patron başkan, lider, reis gibi ünvanlar neyi ifade

ediyor? Üretim gücüne sahip geniş halk yığınları (Emekçiler köylüler ve

işçiler) neyi ifade ediyor? Aradaki fark uçurum deryası. Üretimin gücü emekçi

işçi köylü yığınlarının gücü ve kuvveti dâhilinde ise sermaye akışı neden bir

kişi bir aile veya bir azınlık grubun kasasına akıyor? Üreten emekçi yaşam

ürettiği hâlde neden yaşama zorlukları yaşıyor? Neden özlem duyduğu bir hayatı

istediği gibi yaşayamıyor? Neden sahip olduğu üretim gücünün sahibi değil?

Neden hazıra konan ve zerre topluma katkısı olmayan üretim yoksunu bir kişinin

kulu kölesi konumunda? Cılkı çıkmış laklaka turşusu gibiyiz. Soru işareti ile

dopdolu geçen rezil bir ömür.

Herkes kafasına göre bir yol tutturmuş

hayatları apayrı bir madara.

Gayri meşru yollarla dümen çevirmeye eyvallah!

Meşru yollardan doğru bir çıkar yol aramaya yallah!

Vay be… Ne günlere kaldık? Konuşmak için konuşuyoruz ama hiç bir işe yaramıyoruz. Konuşuyoruz, konuşuyoruz sanki duvara konuşuyoruz. Beynimiz iflas etmiş, hartlap kazığı mübarek. Anlatıları anlayacak kafa yapısına sahipmiyiz ki? Kimimiz armut ağacında elma arıyor, kimimiz portakal ağacında palamut arıyor. Karışık kuruşuk türlü salatası. Yahu halk olarak tabana kuvvet nereye koşuyoruz? Taziye evinde bedava lahmacun var ya! Herhalde oraya koşuyoruz.

 


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r