istanbul escort istanbul escort bayan
Günlük yazılarıma başladım

Günlük yazılarıma başladım

ABONE OL
Nisan 21, 2026 11:38
Günlük yazılarıma başladım
1

BEĞENDİM

ABONE OL

GÜNLÜK YAZILARIMA BAŞLADIM

Kozanlıların Eniştesi Gavur Ali’nin Osmaniyeli Damadı, çeltik döneminde 45 yıl aralıksız hiçbir izin kullanmadan sağlı memurluğu yapmış Şair Hasan Yaşar Bulut şöyle söylerdi:

 “Ah çocuklar ah! Eski dili bir bilseniz. Divan edebiyatı deyip de sakın geçmeyin!

 Şair demiş ki: ‘Biz eski insanlara hatıraları anlatmak kaldı gayri’ sonra devam ederdi:

‘Selanik Garpta mı şarkta mı desem bilmez/ bilmez ama bilir cibrilin kanadında kaç tane tüy var’

Hasan Yaşar Bulut amca eski Yapı Kredi Bankasının hemen yanındaki(Şimdiki Denzibank) köşede şalgam tablamızın başına gelir, enetelektüel sohbet ederdi.

 Eşi Saliha hanım Menderes’in huzuruna çıkmış zarif, yüksek özgüvenli ve şık bir bayandı.

Kızları Nemide hanım da dünya güzeli bir kişiymiş zamanında ve gören aşık olurmuş ona…

 Bir kızı da Sönmez otelin sahiplerinden Çankaya belediye başkan vekilliği yapmış dönemin Anaplı görgülü kurmaylarından olan Aydın Sönmez’in eşiydi.

 Baldızı Fikriye abla da hanım hatun bir kişiydi. Doktor Halit’in annesiydi. Torunları Ömer Horzum’dan çocukluk arkadaşımdı.

 Şöyle ki, bizim zamanımızda biraz da mevlam kayıra misali çocukları eşe dosta yatılı kalmaya gönderirlerdi.

 Ya dönemin Bektaşi babası, gönül adamı Hacı Ahmet Dağlıoğlu’nun ortancıl evladı bankacı Yusuf Dağlıoğlu kivremgile gider bir hafta kaldığım olurdu.

 Annesi de Kuvvayi Milliyeci Deli Hacı Ağa’nın Kızı Ayşe teyze idi. Tertemiz, karizmatik bir kadındı.

“Kağıt oynadıktan sonra herkes ellerini muhakkak yıkamalı” derdi.

Elime bidonları alıp çardağın kuzeyindeki pınara koşa koşa uçar gibi giderdim.

 Onlar İsmet İnönü’ye attıklarında canım sıkılırdı, babam hep İnönü’cü idi.

Tabi Türkiye’de Şevket Süreyya Aydemir’in 2. Adamını okumadan İnönü anlaşılmazdı.  O zamandan siyasi farklılıkları hissederdim…

Bazen de Horzum’da Saliha hanım ile Hasan amcaların çardaklı evlerinden kalırdım.

Yaşlı karı koca yanlarında küçük ecit mecit ve de sevimli bir çocuğu isterlermiş demek ki, 1 hafta kaldım.

Boya sandığını da yanıma alıp ayakkabı boyacılığı yapmıştım. Hasan amcaya derdim ki:

 “Bak Hasan amca Saliha teyzemin canını sıkma seni mirastan mahrum bırakır” güle güle ölürdü.

 Onlar hep zeytinyağlı yemekler yapardı, hiç hoşlanmazdım. İleride tabi ki bizde bilinç olmasına vesile oldu.

Hasan amcanın Jandarma karakolu üstündeki kalenin eteğinde, manastır duvarının altbaşında bahçeli 5/ 6 kadar yan yana evleri vardı. Altı eskiden ahır imiş.

Şalgam satarken hemen hergün çilteden yapılmış ağır çantasını alır Sevgililer’le jandarmanın arasındaki o korkunç yokuştan tırmanır, ona yardım ederdim.

Hasan amca: “Oğlum bu yokuş beni kocattı” derdi. Yaz aylarında bir de maya/incir toplatmasından hiç hoşlanmazdım.

Hele eski ahırın yanında, yolun hemen üstündeki hodanlı mayadan pek gıcık alırdım, ağacın üstüne rahatlıkla çıkar, sepeti doldurur onlara verdikten sonra şalgam satmaya veya ayakkabı boyamaya yeniden koyulurdum.

O ahırda eskiden at beslermiş Hasan amca.

  Hasan Yaşar Bulut müthiş vefalı bir insandı. Her sevdiği insan öldüğünde yanına bir imam alır, onların ücretlerini öder ve yıllarca ölüm yıldönümlerinde aynı şeyi tekrarlardı.

 95 yaşında vefat etmeden önce son yanına uğradığımda, insanoğlunun çok vefasız bir varlık olduğundan söz etmişti.

Zaten sık sık ya Şair Eşref’ten ya da Ziya paşadan söz ederdi. Eşref ne demiş: “İstemem Fatihalarını tek çalmasınlar mezar taşımı”

Kozan’da zamanında Böğelek denilen bir dergi çıkarmış ve Hasan yaşar Bulut orada şiirlerini yazarmış. Birgün dedi ki: “Yavrum Hakkı Tandoğan çok büyük bir şairmiş. Adam tam şiir yazarken yanından gürültülü bir motorsiklet geçince demiş ki: Gelsin de Karacaoğlan şimdi yazsın bakalım, nasıl yazacak?”

Tıknaz, kilolu, baron şapkalı Hasan Yaşar Bulut ve Eşi Saliha hanım çoktan vefat ettiler. Kozan mezarlığına girerken hemen sol tarafta bir yerde ebedi istirahatgahındalar ve onlara zaman zaman utanarak uğruyorum…

 Hani Soner Sevgili diyor ya beni bu topraklar çekiyor. Biz de bu topraklardan hiç kopamadık. Kendi halimizde hayata bir çentik dahi atamadan gidiyoruz…

Ne o eski adamlar ne o eski atlar, at arabaları, inekler; çimdiğimiz Geçek, Kumlugöl, İki taş, Bıyık Ahmet’in mayalığının yanıbaşındaki su kanalı kaldı ne de o eski bahçeler.

Bize sadece hatıraları anlatmak kaldı galiba…       

 

 


Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.