istanbul escort istanbul escort bayan
Tayfur Avcı

Tayfur Avcı

28 Nisan 2026 Salı

BİZİM TÜRKÜCÜ AHMET (ALTINSES)

BİZİM TÜRKÜCÜ AHMET  (ALTINSES)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir öksürük sesi ki bütün Cumhuriyet Mahallesi, bütün Kozan uyandı. Babam, küfretmeden “Uyanın!” diyor ev ahalisine ama öksürük değil, ejderha kahkahası mübarek… Yatağın içinde doğruldum, uzattım elimi hep aynı yerdeki Beko marka tek kaset çalarlı teybe; yanında Maltepe sigarası, kibrit ve kül tablası… Teypteki oynat tuşuna basıp keyiflendim. Müslüm Gürses’ten “Mahsun Kul” şarkısı; eşlik ettim, sigara daha lezzetli oldu. Teybi kapattım, söylemeye devam ettim… “Ben mükemmel bir sanatçı olmalıydım,” dedim.

Çatlama, patlama, el yüz yıkama faslı… Giyip kruvaze yaka yeşil takım elbiseyi, ayna karşısında kendime baktım. Dip boyası gelmişti saçımın. Arkadan babam geçti, beni tepeden tırnağa süzdü ve seslendi: “Düğüne mi gidiyon pezevenk, taplada yeşillik mi satacan? Senin olmayan aklını sikeyim!” dedi.

Tek ses etmedim; haklıydı. Anamın elini öptüm, bahçedeki üç tekerli tablaya baktım. Babam erkenden kalkıp gitmiş, halden yüklemiş yeşillik namına ne varsa, birkaç da kasa portakal… Döver, sayar ama yine de kıyamaz bana…

Babasından düşen son tarlayı da satıp “Kaset çıkaracağım” diyerek gittiğim İstanbul’da dolandırılıp, bir ay hamallık yapıp geri döndüğümde; gözüne baktığımda gördüydüm bir babanın hayal kırıklığını nasıl yaşadığını…

30 küsur yaşındayım. Bazen tekme tokat döver beni, tek bir ses etmem… Ağlamak düğümlenir boğazımda; kaleme, kağıda sarılır şiirler yazarım, akordu bozuk bir bağlamada güfteler üretirim kendimce…

Andıl Caddesi’nden Tahtakale’ye, Kör İsmail’in petrolünden Adnan Menderes’e… Aşağı ve yukarı çarşı, büyük cami önünde bir çay içimi, akabinde istek gelirse en sevdiğim şarkıları söylerim… “Yaşa var ol, helal lan sana Ahmet Altınses!” sesleri… Her defasında özene bezene girdiğim hastaneden yamuk yumuk çıkıyorum… Doğduğum zaman, zaman değil ki anasını sikeyim! Doğduğum güne küfrediyorum… Hep o geç kalmışlık hissi… Hep o yokluk ve imkansızlık senfonisi…

Bir gün göç yolundaki çekirdekçi Arap Mustafa beni görüp, “Sen yarışmaya başvurdun mu Ahmet?” dedi. “Ne yarışması?” dedim. “Adana geneli ses yarışması varmış, kasetçiler, plakçılar gelecekmiş, ben de başvuracağım,” dedi.

“Masraf neymiş?” dedim. “Çok bir şey değil, 250 bin lira,” dedi; ’98 senesi için iyi paraydı…

Bir düşündüm; birinci geldiğimi, kasetimin çıktığını, babama “Bak başardım” dediğimde bana gururla bakışını, anama aldığım elektrik süpürgesiyle bana duacı olduğunu falan filan… Mahalleye gelmişim; hiç sekmez, akşama doğru hep böyle olur, hayaller kurarım ünlü bir sanatçı olduğumu, filmler çektiğimi falan filan… Ama bugün başkaydı, hissediyordum kazanacaktım. Eve geldim, anamın elinden öptüm. Babam hasılatı istedi, saydı saydı bir balya parayı; eline sağlık demedi. “Yarın sen git gel, bir gün de işe yara, siktimin seklem akıllısı!” dedi.

“Tamam babacığım,” dedim. “Ne karı gibi konuşuyon lan!” dedi… Sustum… Anam göz etti, “Sus” dedi… Her zamanki gibi sustum…

Babam yatsı namazına gittiğinde anama yalvardım: “Para lazım, kele ana,” dedim. “Sus,” dedi. Yüklükteki en kalın döşeğin arasına elini soktu, bir mendil içinde 5 çeyrek, biraz da para… “Bu kefen param benim,” dedi, “oradan buradan arttırdım, bu kadarını biriktirdim, al senin olsun,” dedi.

Kuyumcu Münir’de bozdurdum altınları, parayla birlikte 300 bin lira etti. En güzel takım elbisemi giyip düştüm Abidinpaşa Caddesi’ndeki pasaja… Bir kuyruk var ki bir ucu pasajda, diğer ucu Taşköprü’de… Akşama kadar aç susuz bekledim. Sıra bana geldi; pasajdan çıkanlar bir uzun Amerikan arabasına binip, “Yarın yine gelin” dediler. Bir sabahçı kahvesinde sabah ettim, ceketimi sandalyeye astım ki kırışmasın… Yarı uyudum, yarı uyanıktım…

Sabah olmadan bekledim pasajın önünde…

Başvurumu yaptım, parayı da peşin verdim. “Ön mülakat bu,” deyip bir de şarkı söylememi istediler. Boynu olmayan, göbekli, elleri ince ve küçük bir adam vardı; galiba en kodamanı buydu. Bir ara boka bakar gibi baktı bana, sonra Parliament paketinden bir sigara çıkardı, ceplerini yokladı. “Ateş var mı?” dedi, hemen uzattım, teklemedi muhtar çakmağı… “Bu bende kalsın,” dedi, “hay hay,” dedim, “ne demek efendim…” Güldüler… Kendimden emin ve mağrur, en sevdiğim şarkıyı söyledim. Bir makbuz verdiler bana, “15 gün sonra Mimar Sinan konser yerine gel,” dediler… “Erkenden orada ol…” Bir de yanına çağırıp, “Bak hele gardaş, en güzel sen söyledin, hadi iyisin,” dediler…

Babam, “Neredesin lan it?” deyip üstüme yürüdü, biraz daha küfretti. Anam araya girdi. 15 gün it gibi çalıştım, aç durdum, kilo verdim, kafamda şapka, boynumda mendil… “Yüzüm yanmasın,” dedim…

15 gün sonra Mimar Sinan konser yerinin önünde herkes gibi bekledim. Birisi bir sigara istedi, verdim; “Benim sesimi beğendiler gardaş, özellikle yanına çağırıp ‘sesin güzel, hadi hayırlı olsun’ dediler,” dedi.

Bana da dediler, diyemedim…

İki saat bekledim, takım elbise var diye yerde oturmadım. Konser yerinin bekçisi çıktı dışarı, “Siz neyi bekliyonuz?” dedi. “Yarışmayı,” dedik. “Ne yarışması?” dedi. “Ses yarışması,” dedik. “Bana bir şey diyen olmadı, bir iş var bakın burada,” dedi. Birisi anasına avradına sövdü bekçinin… O da ona sövdü… Kavga çıktı, arada kaldım. Birisi enseme vurdu, düşmüşüm, ayakkabımın teki kayboldu, pantolon çamur oldu…

Polis geldi, baktı baktı hepimize, “Şikayetçi olan varsa gelsin,” dedi, “yürüyün.” Elinde telsiz; “Dolandırıcılık konusu merkez, şahısları karakola intikal ettiriyoruz,” dedi.

Çamur olmuş pantolonumla, tek ayakkabının ökçesine basa basa yürüdüm Kozan yoluna doğru… Ağzımda en sevdiğim şarkı:

Yarım kalan sevgiye, şu emanet gülmeye, Yaşamadan ölmeye, itirazım var…

(Kurtkaya)

Devamını Oku

SAHTE DOSTLARIM!

SAHTE DOSTLARIM!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Üşüdüm, soba da sönmüş, bilmem kaç saatlik uykudan her yerim ağrıyarak uyandım. Ayağa kalktım, ikinci adımda şişelere dolaştım, düştüm, o şişeyi icat edene, içinde ki şarabı fermente edene dahi küfrettim, oturdum sonra, bir sigara yaktım..
3 gün önce giyinip tek takım elbisemi, ceplerime cesaretimi ve kuracağım cümleleri doldurdum ve Kozan Lisesinin içinde ki çeşmelerin orda bekledim..iki tane şarkı seçtim içimden, kantinden bilmem kaç tane çay içtim, bazıları ters ters baktı bana, hiç sallamadım, bir çift gözün hatırına bekledim, saatlerce bekledim..
Bütün okulda dersler bitti de o en son cıktı, yanında 3 arkadaşı ile, gittim yanına, görmedi beni.. biraz ilerde Samanyolu çiçekçiliğin karşısında ki zeytinin dibinde yakaladım.. Konuşalım biraz dedim.. Ne konuşacağız dedi, aylardır ezberlediğim tek bir kelimeyi bile söyleyemedim..
Elimden tuttu ve bu iş olmaz, boşa heveslenip kendini üzme hem ben başka birini seviyorum lütfen bir daha rahatsız etme beni dedi..
Sen de bir daha gözümün içine içine bakıp gülme, kendine aşık etme lan beni dedim.. Küfretti, arkamı döndüm uzadım eğri büğrü asfaltsız Kozanın yollarına..
3 gündür yatıyorum, ne bir arayıp soran var ne de kapımı çalan.. Oysa ben bu evde hiç yalnız oturmamıştım sofraya, hiç çaydanlığım bos kalmamıştı.. Açtım teybi.. Müslüm Baba “Sahte Dostlarım” şarkısını söylüyordu günün anlam ve önemine binaen..son bir sigarayı da yakıp çay koydum, sobayı yaktım..
ve borca makarna ile sigara ve şarap alacağım Celil abinin dükkanına gittim..bir kaç özlü ve anlamlı sözle daha önceki borca yazdırdıklarımı hatırlamamasını sağladım.. giderken kapıda karşılaştık, kırmızı bir Honda arabadan inen tipsiz su iti kılıklı birine bana da Marlboro layt alır mısın dedi.. poşette ki Maltepe sigarasını sakladım..
Boka bakar gibi baktı bana, ne var dedim.. geri zekalı dedi.. duyunca geri döndüm dükkana.. su iti kılıklıya kafa attım, bir de şarap şişesini suratında kırdım, Celil abi bağırdı ona da küfrettim..

Biraz sonra bekar evimin kapısını resmi ve sivil polisler çaldı, gel hadi dediler, dedim açım yemek yiyeyim ben gelirim, hadi lan dedi sivil ve bıyıklı olan.. diretmedim.. Ekip arabasında sessizce oturdum, polisler Fenerbahçe- Galatasaray maçının analizini yapıyordu, biri de üniversitede okuyan oğluna para yetiştiremediğinden.. sonra döndüler bana eşkiyamısın lan sen dediler niye adamı darp ettin sevgilisinin yanında.. Kabadayı mısın lan sen dedi. Bir filmde gördüğüm gibi susma hakkımı kullanıyorum dedim dövdüler beni.. sonra karakolda bol şerbetli bol sohbetli bol nasihatli saatlerin sonunda babası zengin bir komisyoncunun oğlu olan su itinden özür dilettiler bana.. yarım saat sonra da bıraktılar.. Ayağımda çorap yok cebimde para.. buz tutan yollarda düşe kalka, yokluğa yoksulluğa ve tükenen gururuma
küfrederek gittim bilmediğim bir yerlere..
Neyyse…
(Kurtkaya)
Günün sözü: Bir yıl daha bitiyor; Düşlerim,
tasalarım, yarım kalmış onca şey…
Her yıl biraz daha kısalıyor zaman. Bana mı öyle geliyor bilemedim…. Yoksa daha mı hızlı ilerliyor vakit İnsan yaşlanırken…

Devamını Oku

OKULLAR AÇILIYOR

OKULLAR AÇILIYOR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir öğretmen sonsuzluğa dokunan bir kalemdir…Öğretmenlik geleceği inşa eden kutsal bir meslektir..
Bir öğretmen yalnızca ders anlatmaz, aynı zamanda umut aşılar, ilham verir ve hayatları değiştirir…
Ne diyordu M. Kemal Atatürk
“Eserinin üzerinde imzası olmayan yegane sanatkar öğretmendir.”
2025-2026 Eğitim-Öğretim yılının tüm okul idarecilerine,
öğretmenlere, velilere, öğrencilere ve okul çalışanlarına hayırlı uğurlu olsun..

BİR ÖGRETMENİN ANISI…

Bir gün sınıfta şartlı cümleleri
anlatıyorum. Aralık’tı aylardan.
Tahtaya İngilizce bir cümle yazdım.
“Evet, çocuklar, tahtada ‘Eğer çok zengin olsaydım, anneme alırdım yazıyor. Cümledeki boşluğu, hayal gücünüzü de kullanarak doldurun.
Anlaşıldı mı?” dedim. Anlaşılmış olmalı ki herkes sessiz bir şekilde, Dağıttığım küçük kâğıtları aldı.
ve gözlerini tavana dikip
düşünmeye başladı. Beş dakika
sonra sınıfı dolaşıp kâğıtları
topladım ve tek tek okudum. Uzay gemisi, Ferrari, Miami’de yazlık, Maldivler’de ada… Ben okuyorum, sınıf gülüyordu.
Son kâğıdı içimden okudum.
“If I were rich, I would buy flowers for my mom.” Cümlenin sahibi, o sene sınıfa yeni gelen çelimsiz, İçine kapanık bir çocuktu. “Aramızda çok duygusal bir arkadaşımız var!” dedim.
“Selim, kalk bakalım. Ne yazdığını arkadaşlarına söyleyebilir misin?” “Çiçek alırım, yazdım öğretmenim.” Sınıfta hafif bir kahkaha koptu. “Ben çok zengin olduğunuzu düşünün, Hayal gücünüzü kullanın” demiştim.
Buna rağmen çiçek alırım yazdığına göre, Önemli bir sebebin olmalı”
dedim. Bir süre sessizce bekledi,
sonra ayağa kalkıp, “Aklıma başka bir şey gelmedi öğretmenim” dedi usulca. Yüzünde Mona Lisa
tablosunu andıran, Gülmekle
ağlamak arası garip bir ifade vardı.
“Oğlum, dalga mı geçiyorsun?”
dedim sertçe. “Aklınıza bir şey
gelmesi için illa not mu vermemiz gerekiyor?” Hiç cevap vermedi.
Kâğıtları geri dağıttım. Sınıf; çalan zille birlikte, Kovanı kurcalanmış arı sürüsü gibi bahçeye aktı.
Dışarıda ince bir yağmur yağıyordu. Ertesi sabah okula geldiğimde,
Selim’in babasını lobide beni
beklerken buldum. Önündeki
sehpada bir gün önce sınıfta
dağıttığım, Buruşuk kâğıt parçası duruyordu. Oturup biraz konuştuk.
Kısa bir görüşmeden sonra ayrıldı. Zorlukla zümre odasına doğru
yürüdüm. Başım dönüyordu.
Hıçkırığa benzer garip bir şey,
Diyaframdan gırtlağıma kadar
tırmanmış, Patlamaya hazır
bekliyordu.
Kâğıttaki küçük boşluğu çiçekle
dolduran Selim’in, Hayatındaki en büyük boşluğu da, Çiçekle
doldurmaya çalıştığını öğrendim.. Üç ay önce bir trafik kazasında annesini kaybettiğini ve o günden beri, Babasıyla, Hiç aksatmadan her Cuma günü, Annesinin mezarını ziyaret edip mezarlığa çiçek
diktiklerini…
Önceki gece babası duymasın diye, Yüzünü yastığa gömerek sabaha kadar hıçkırdığını… Ve üniversiteden alınan diplomayla öğretmen
olunamayacağını… Hepsini,
hayatımın o en serin Aralık
sabahında öğrendim…”Öğretmenlik sabah gidip öğlen geldiğin,
Cumartesi, Pazar, Sömestr ve yazın tatil yaptığın bir meslek değildir. Öğretmenlik Anne olmaktır.
Baba olmaktır. Ağabey olmaktır.. Kısacası, İnsan olmaktır.” (alıntı)

Devamını Oku

Allah’ına Kurban Kozan…

Allah’ına Kurban Kozan…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Caddelerdeki turunç ağacıdır, kaleye karşı duran köprü başıdır.
İki şişle, bir tas çorbayla iki çift ekmek yiyenlerin yeridir Kozan…
Kanaldan çimmek, serinlemektir Kozan…
“Fazla ekmek, fazla yeşillik benden,” diyen Ciğerci Ali Usta’dır.
“Şalgam acılı olsun, dene de koy,” demektir Kozan…
Son dersin bitmesini Kozan Lisesi önünde beklemektir…
Belediye Sineması’nda gazoz içip simit yemektir, sokaklardaki nergis kokusudur Kozan…
Yazlık Nur Sineması çıkışı, Tostçu Zeki’den iri ekmek yemektir…
Tozlu sokaklarda kara yemeni, pabuçla gezmektir Kozan…
Andıl Caddesi’nde esnaflık yapmaktır…
Saimbeyli Caddesi’nde komiserden halka daha tatlıdır…
Kozan, sabahları yenen Bulvar Fırını’ndaki sıcak ekmek, kapıdaki
hamallardır…
Sırkıntı Caddesi’ndeki koşuşan insanlardır…
Köprüdeki işçilerin çamlı kahvesidir…
Deliçay’dan kum çeken vasıtadır Kozan…
İki taştan öte çaya “battı gel…” diye atlamaktır…
Geçekte terlikleri çıkarıp dereyi yürüyerek geçmektir Kozan…
Ayvalı, Goyak bağlarıdır Kozan…
Göç yolunda banklara oturup çekirdek çitmektir Kozan…
Atatürk Parkı’nda, köprüde Çinçik Ramazan’dan limonlu dondurma yemektir…
Çam altında taze simit, poğaça ve çay…
Kozan, Andıl Caddesi’nde Kitapçı Tufan’dır, Emmoğlu’nun Akın
Matbaası’dır…
Hangimizin yoktur ki Foto Salih’te çekilmiş gençlik resimleri…
Fakiri çok, umudu bol olan bir şehirdir Kozan…
Yukarı Çarşı’da sırtındaki güğümle aşlama satan hacı amcadır…
Adanaspor’dur, Demirspor’dur…
Akşam üstü sevdiğine “Of ulan of!” çeken,
Yüzlerce Malkoçoğlu’nun, Yılmaz Güney’lerin, Ferdi Tayfur’ların
yaşadığı yerdir Kozan…
Değirmenci Tahsin’in, Kahveci Ziya’nın, Dört Yol’da Hörtük’ün yeridir Kozan…
Kimyonlu nohutun satıldığı, Andıl ayazının “imirin iti” gibi titrettiği memlekettir…
Alıçtır, hambelisttir, harnuptur.
Akıntıyı kesip balık tutmaktır.
Anlatmakla bitmez; aşktır, şiirdir, romandır…
Mustafa Fehmi Kubilay’dır, Saim Bey’dir, Remzi Oğuz Arık’tır, İsmet
Atlı’dır, Barış Manço’dur, Cengiz Topel’dir Kozan…
Ateşte yürüyenlere inat, sıcaktan erimiş asfalt üzerinde koşmaktır…
Toprak damlarda gaznaklı tabak kuşu, Çin kuşu uçurmak, güvercinlere parlak çekmektir…
Oruç ayında Cerenoğulları’ndan küncülü pide alıp eve koşturmaktır Kozan…
Saat kaç olursa olsun, bizde “gel hele kardeş” diye misafir kabul edilen,
Dostlukların babadan oğula miras düştüğü yerdir Kozan…
Koruk ekşisine su ve şeker katılan, buzla soğutulan kiraz şurubudur…
Ökçesine basılarak giyilen çivili gondradır, kara şalvardır Kozan…
Pamuk tarlalarında sabahlayan ırgatlardır,
Ağustos’ta Kaçış Rampası Horzum’da yaylalamaktır…
50 derecede ter döken çiftçilerdir, emekçilerdir Kozan…
Ağ maya, yayla domatesi, Kuytucak narı, Türkiye’nin en meşhur, en tatlı portakalı…
Aşağı Çarşı, Yukarı Çarşı, Melek Girmez’dir…
Göç Yolu, Kadirli Caddesi, Eski Koşu Meydanı, Sırelif, Dağılcak’tır
Kozan…
Ayfa Pastanesi’nde, Birtat’ta, Köse’de sevgili beklemenin ayrıcalığıdır Kozan…
Sabahları Ölüler Kıraathanesi’nde bir bardak çaydır…
Sevdanın başkenti, mutluluğun kaynak noktasıdır…
Sarı sıcakta, Allah’ına kurban olmaktır…
Gö Osman’ın, Ese Emmi’nin, Bıyık Mustafa’nın, Çizmeli Mustafa’nın,
Marangoz İbrahim’in, Elçi Ali Rıza’nın, Şalgamcı Kerim Emmi’nin,
Bastır Baki’nin, Zabıta Ali Çavuş’un, Efe’nin, Doğan’ın, Sarı Mehmet’in,
Adalet’in, Sırık Kemal’in, Göde Ertuğrul’un, Eyüp’ün, Yeşil Ali’nin,
Zidan Zeki’nin, “Aman Aman” Valit’in, Fırfır Mahmut’un,
“Pardon” Mutlu’nun, Cellat Cafer’in, Paça Arif’in, Hoşgün Ahmet’in,
Asker Mehmet’in, Kel Apo’nun, Kıvırcık Üzeyir’in, Çenko Bayram’ın,
Yanık Yusuf’un, Zalim Ahmet’in, Bıdık Mustafa’nın, Berber
Hakkı’nın,Torik Yusuf’un, Şam Tatlıcı Sinan’ın, Ayrancı Hidayet
Emmi’nin, Muhallebeci Yücel’in, Avşar Abdullah’ın, Sallamaz
Mustafa’nın,Akbaş Mehmet’in, Sarı Tayfur’un, Gazeteci Yalçın’ın
memleketidir Kozan…

Devamını Oku

DR. BEYAZIT YILDIRIM

DR. BEYAZIT  YILDIRIM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gelip geçici menfaatler için bir kere bile olsun ona buna diz çökmemiş, yalakalık nedir bilmeyen, onuruyla yaşayan insanlardandır Dr. Beyazıt..
Dr. Beyazıt Yıldırım 1969 doğumlu, evli ve 2 kız çocuğu babasıdır. 4 kardeştirler. İlk, orta ve liseyi Kozanda okumuş, 1985 yılında Kozan lisesinden mezun olmuştur. Lise arkadaşlarından bazılarını sayabilirim. Veyis Tuncer, Ali Demir, Şule Çiftçioğlu, Erhan Aslan, Bekir İnce(rahmetli), Fatma Bilgili, Ayşa Atlı, Kemal Gültekin, Zeki Yaman(rahmetli), T.Avcı…
1992 yılında Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ni bitirdi. Üniversiteden mezun olduktan sonra Kozan a gelerek Dr Mehmet Özcan la birlikte Saimbeyli caddesinde muayenehane açtılar. 1993 de Zonguldak’ın Devrek ilçesindeki 100. Yıl Sağlık Ocağına pratisyen hekim olarak atandı. 1995 de Kozan 1’nolu Sağlık Ocağında (eski dispanser) göreve başladı. Bu arada T.U.S sınavını kazanarak Sivas Cumhuriyet üniversitesinden K.B.B uzmanı olarak mezun oldu.
Uzun yıllar İmamoğlu Devlet Hastanesi başhekimi olarak görev yaptı. Kozan Sevgi Can hastanesinde 5 sene çalıştıktan sonra, Kozan Kale Park Hastahanesine geçti. Buradan ayrıldıktan sonrada halen görev yaptığı Kozan Devlet Hastanesinde çalışmaktadır.
Kardeşi, Hacımirzalı Şehit Yusuf Demir İlkokulu Müdürü Muhammed Yıldırım gibi ailecek Galatasaraylıdır.
Sağlık sisteminin en önemli parçalarından biridir doktorlar. Bir doktor hastalarıyla empati kurarak ve onlara umut vererek, yaptığı çalışmalarının değeri asla ölçülemez. “Bir doktor aynı zamanda sığınabileceğin bir
limandır da..”
Hayatta bazı insanlar vardır, tanıdığın ilk günden beri senin yanında olur. İyiyi kötüyü birlikte yaşar, ne olursa olsun sırtını dönmeden yanında kalır.
İşte o insanlardan biridir benim için Dr. Beyazıt.. Yıllar geçse de dostluğumuzun samimiyeti, paylaştığımız kahkahalar ve içtenliğimiz hiç değişmedi. Seninle her şey bi tık daha güzel arkadaşım.. O bir doktor.. O bir dost,
arkadaş.. O.. son demokrat…

 

Devamını Oku