21 Nisan 2026 Salı
GÜNLÜK YAZILARIMA BAŞLADIM
Kozanlıların Eniştesi Gavur Ali’nin Osmaniyeli Damadı, çeltik döneminde 45 yıl aralıksız hiçbir izin kullanmadan sağlı memurluğu yapmış Şair Hasan Yaşar Bulut şöyle söylerdi:
“Ah çocuklar ah! Eski dili bir bilseniz. Divan edebiyatı deyip de sakın geçmeyin!
Şair demiş ki: ‘Biz eski insanlara hatıraları anlatmak kaldı gayri’ sonra devam ederdi:
‘Selanik Garpta mı şarkta mı desem bilmez/ bilmez ama bilir cibrilin kanadında kaç tane tüy var’
Hasan Yaşar Bulut amca eski Yapı Kredi Bankasının hemen yanındaki(Şimdiki Denzibank) köşede şalgam tablamızın başına gelir, enetelektüel sohbet ederdi.
Eşi Saliha hanım Menderes’in huzuruna çıkmış zarif, yüksek özgüvenli ve şık bir bayandı.
Kızları Nemide hanım da dünya güzeli bir kişiymiş zamanında ve gören aşık olurmuş ona…
Bir kızı da Sönmez otelin sahiplerinden Çankaya belediye başkan vekilliği yapmış dönemin Anaplı görgülü kurmaylarından olan Aydın Sönmez’in eşiydi.
Baldızı Fikriye abla da hanım hatun bir kişiydi. Doktor Halit’in annesiydi. Torunları Ömer Horzum’dan çocukluk arkadaşımdı.
Şöyle ki, bizim zamanımızda biraz da mevlam kayıra misali çocukları eşe dosta yatılı kalmaya gönderirlerdi.
Ya dönemin Bektaşi babası, gönül adamı Hacı Ahmet Dağlıoğlu’nun ortancıl evladı bankacı Yusuf Dağlıoğlu kivremgile gider bir hafta kaldığım olurdu.
Annesi de Kuvvayi Milliyeci Deli Hacı Ağa’nın Kızı Ayşe teyze idi. Tertemiz, karizmatik bir kadındı.
“Kağıt oynadıktan sonra herkes ellerini muhakkak yıkamalı” derdi.
Elime bidonları alıp çardağın kuzeyindeki pınara koşa koşa uçar gibi giderdim.
Onlar İsmet İnönü’ye attıklarında canım sıkılırdı, babam hep İnönü’cü idi.
Tabi Türkiye’de Şevket Süreyya Aydemir’in 2. Adamını okumadan İnönü anlaşılmazdı. O zamandan siyasi farklılıkları hissederdim…
Bazen de Horzum’da Saliha hanım ile Hasan amcaların çardaklı evlerinden kalırdım.
Yaşlı karı koca yanlarında küçük ecit mecit ve de sevimli bir çocuğu isterlermiş demek ki, 1 hafta kaldım.
Boya sandığını da yanıma alıp ayakkabı boyacılığı yapmıştım. Hasan amcaya derdim ki:
“Bak Hasan amca Saliha teyzemin canını sıkma seni mirastan mahrum bırakır” güle güle ölürdü.
Onlar hep zeytinyağlı yemekler yapardı, hiç hoşlanmazdım. İleride tabi ki bizde bilinç olmasına vesile oldu.
Hasan amcanın Jandarma karakolu üstündeki kalenin eteğinde, manastır duvarının altbaşında bahçeli 5/ 6 kadar yan yana evleri vardı. Altı eskiden ahır imiş.
Şalgam satarken hemen hergün çilteden yapılmış ağır çantasını alır Sevgililer’le jandarmanın arasındaki o korkunç yokuştan tırmanır, ona yardım ederdim.
Hasan amca: “Oğlum bu yokuş beni kocattı” derdi. Yaz aylarında bir de maya/incir toplatmasından hiç hoşlanmazdım.
Hele eski ahırın yanında, yolun hemen üstündeki hodanlı mayadan pek gıcık alırdım, ağacın üstüne rahatlıkla çıkar, sepeti doldurur onlara verdikten sonra şalgam satmaya veya ayakkabı boyamaya yeniden koyulurdum.
O ahırda eskiden at beslermiş Hasan amca.
Hasan Yaşar Bulut müthiş vefalı bir insandı. Her sevdiği insan öldüğünde yanına bir imam alır, onların ücretlerini öder ve yıllarca ölüm yıldönümlerinde aynı şeyi tekrarlardı.
95 yaşında vefat etmeden önce son yanına uğradığımda, insanoğlunun çok vefasız bir varlık olduğundan söz etmişti.
Zaten sık sık ya Şair Eşref’ten ya da Ziya paşadan söz ederdi. Eşref ne demiş: “İstemem Fatihalarını tek çalmasınlar mezar taşımı”
Kozan’da zamanında Böğelek denilen bir dergi çıkarmış ve Hasan yaşar Bulut orada şiirlerini yazarmış. Birgün dedi ki: “Yavrum Hakkı Tandoğan çok büyük bir şairmiş. Adam tam şiir yazarken yanından gürültülü bir motorsiklet geçince demiş ki: Gelsin de Karacaoğlan şimdi yazsın bakalım, nasıl yazacak?”
Tıknaz, kilolu, baron şapkalı Hasan Yaşar Bulut ve Eşi Saliha hanım çoktan vefat ettiler. Kozan mezarlığına girerken hemen sol tarafta bir yerde ebedi istirahatgahındalar ve onlara zaman zaman utanarak uğruyorum…
Hani Soner Sevgili diyor ya beni bu topraklar çekiyor. Biz de bu topraklardan hiç kopamadık. Kendi halimizde hayata bir çentik dahi atamadan gidiyoruz…
Ne o eski adamlar ne o eski atlar, at arabaları, inekler; çimdiğimiz Geçek, Kumlugöl, İki taş, Bıyık Ahmet’in mayalığının yanıbaşındaki su kanalı kaldı ne de o eski bahçeler.
Bize sadece hatıraları anlatmak kaldı galiba…

Yağmurlu ve soğuk bir kış ayında, yine 12 Şubat’tayız… Babamın 34. Yıl dönümü. Ne kadar uzak ve o kadar yakın ki çözemiyorum. Bilmediğim garip bir ruh halindeyim. Dingin mi, coşkulu mu, hüzünlü ve ağlamaklı mıyım?
Derinlerde ta hücrelerimde hissediyor ve birlikte yaşıyorum babamla.
O canı Berk adamla… Elleri Samsun sigarası kokan babamla.
Aslında 5 kuruş etmez bir adamım, elinden sigarasını alıp yalvarttıracak kadar! Bilmiyordum, yaşayacak sanıyordum. Oysa tek başına çaya, Geçek’e gitmiş Yüce Tanrı’ya yalvarmıştım, acı çekiyordu, nefes alamıyordu.
“ N’olur Allah’ım ya babamı iyileştir ya da al” demiştim.
“… Nice evliyaya himmeti yeter/ Pirim Hünkar Hacı Bektaşi Veli” demiş,
gözlerinden iki damla yaş boşandıktan sonra son nefesini vermiş, ablası Fatıma’nın kucağına yığılmıştı…
Geldiğimde sıcaktı, İstanbul’da okuyan henüz genç bir üniversite öğrencisiydim, göç etmek için beni beklediğini
söylemiş… Zaten 10 yıl öncesinden de diline dolamıştı, 92 yılında gideceğini…
Şaşkına dönmüştüm, nasıl olurdu, babam nereye giderdi, hele bizi öylece bırakıp da…
2 göz odamızda arar dururdum, yıllarca bekledim, çıkıverip gelmesini.
Gelen giden olmadı… Küçükken ağzıma tükürdü… Bağladı beni derinden…
Rüyalarımda görüyorum sevinçten çıldırıyorum.
Çocuk gibi, büyük gibi daha dünmüş gibi ağlıyorum. Torunlarıyla tanışıyor,
kahvede oluyor uyandığımda mahvoluyorum. Özlemi dinmiyor…
Mezarda öylece durduğunu sanmıyorum. Ölen ten imiş/ canlar ölmez diyenlerdendi.
Her araçla geçtiğimde vay be çocuklarımın çocukları da böyle geçecekler ha!
Diyorum… Gün gelir de unuturmuş insan demiyorum, babamı asla unutmuyorum,
beklemiyorum da onu yaşıyorum. Birlikte hissediyorum.
Her 12 Şubat’ta önce yazmak istemiyorum, sonra beni yine çekiyor bir şeyler.
Babamın gençlik fotoğrafını bu yıl ilk defa gördüm.
Nerden çıktıysa. Ah diyorum bir videosu olsa, bir görsem…
Babalarını her gören ne de mutlu oluyor, maşallah ne de vefalı duygulular!
Yine o şarkı: “ Bugün benim doğum günüm/ hem
sarhoşum hem yastayım/ bir bar taburesi üstünde
babamın öldüğü yaştayım… Canım babam öyle büyük öyle zengin bir miras bıraktın ki bizlere, kürrei arzın sahibi Yüce Allah’ım seni cennetine koysun ve bizleri şaşırtmasın yolundan..
Karadeniz’e Artvin’e gitse aklı burda annemin 3 yıl önce Ağustos ayında aramış : “ Oğluuum
Kozan’da serinmiş gelsem mi acaba” demişti.
Feke Bahçeler yaylasına gitse yine aklı burda… Eskimantaş’a
seyrek gelir ve sabah erkenden,
tansiyon, kalp haplarını ve
çantasını alır incir ağacının altına oturur, gitmek ister evine… İnsan yaşlanınca evinden başka yere sığmaz! Bizim de olacağımız belli değil midir? Annem Çukurova’nın yerli Turaç kuşu gibidir. Nereye gitse evini arar, Biraz da dışlıksızdır… Ağlar, ağlatır insanı. Babam kavga ettiklerinde annem için:
“ Ölüsü içini yakar, dirisi ananı … halleder” derdi. Kendisi de zor adamdı…
Nesi kolaydı ki tüm yaşadıklarımızın! Her bir anımızın bir çentiği beynimizde çakılı, hiiç çıkmıyor? Hiç bir şeyi de unutmuyorum…
××××× ×××××× ×××××
Zamanla geçmişin acıları bal da oluyor, bal sandıklarımız da zakkum çıkıyor! Anam anam zümrüt gözlü, sıcakkanlı anam Bizim baba tarafı da çok fesattır birgün babam yine anneme dönerek:
“ Yakınlarını görünce canını,
nefesini verecek sanıyorsun”
demişti.
Sürekli yargılayan geninden gelen sesle… Ama babam çook yüksek vicdanlı ve insanların arasını asla açmak istemeyen birisiydi.
Kimseleri aldatmaz, menfaat için Her yol mübahtır anlayışından nefret ederdi. Büyüklerine saygı duyardı. Nezaketsizliğe asla pirim vermezdi
Hazırcevaptı…
Birgün babam annemi doktora götürmüş, büyükannem doktorun hiç konuşmadığından söz etmiş,
beğenmemişti… Babam anne
anneme dönmüş ve kaşını
çatarak:
“ Baba bir daha kızını doktora
değil avukata götürelim, o iyi
konuşur!”
××××× ××××××× ×××××
Annem henüz 50’sinde iken
babam göçmüştü öbür aleme…Babamın hayali kaldı, sıtması da az tutuyor gayri?! Hele çocuklarla mezarlığın yanından hızla geçerken, için için düşünüyorum! Alıştık
babamızın yokluğuna ama asla unutmadık, sanki beraberiz, bende yaşıyor ben gibi…
Anama ise Allah ömür verdi.
Eskiye oranla daha rahat şimdi. Ancak hareketleri iyice ağırlaştı. Şikayetleriyse hep vardı….
Geceleri bazen kendimi kaldıramıyorum. Allah’ım anneme direnç ver diyorum. Onun bir nevi yaşama sevinci gibiyim. Nereye gitse beni arıyor İşin garibi ben de o bir yere gidince boşluğa düşüyorum…
Aman aman Allah’ım sağlık ver, hayatın kötü sürprizlerinden koru diyorum, bilmiyoruz nereye kadar?
Yıllar önce bizim Cihan hoca
yazmıştı “yaşayıp gidiyoruz işte’ misali
Bizden doğmalar pek dert
etmiyorlar gibi! Acaba biz de mi
böyleydik?
Hayır. Ben kamu mali gibi
hissettim çoğu zaman kendimi, hoş değil ya halen de öyleyim!
Şimdi ki nesil pek bireyci? Aman kendini gerçekleştir diyorlar onlara. Onlarsa her hareketi, her davranışı özgürlük savaşına döndürmekte ustalar…
Gaz lambalarında ders çalıştık
tekerlemesi yapmıyoruz da pek benciller be! Bizse sencil, oncul, ortada yokuz! Bir geçim derdi
tutturduk hiç bitmiyor! Hödük
gündeliklerden gına geldik.
Mikroplar virüs saçarlarken aleme Sürekli bir çatışma, bitmeyen bir negatifizm içinde enerji hırsızlarken, kötülüğün efendileriyle hep ayrı
kulvarlarda olmayı yeğledik…
Bizde söz bitti, yazı devam ediyor. Yaz yine çekilmiyor,. Ömür törpüleri tepelerimizde hiç gitmiyor!
Annemle zamanı durdurduk mu? Bilmem ki! Gidiyoruz gündüz gece…
Bindik bir alamete, gideyok kıyamete amanin!
Demine devranına, ip tutanına, baharına, yazına, kışına, aldığımız nefese bin şükür…
Aman anam, yaşa anam, gölgen dursun, boşver babamın dediğini, az sonra değişir o…
Bayramın mutluluğunu yaşayanlar, bayramı buruk yaşayanlar, her bayramda kaybolan hayatlar ve acılı aileler; bayram gelmiş neyime diyenler…
Yoldan geçerken rastgeldiğim, uzaklardan bizleri takip eden okurun söyledikleri: “20 yıldır Kozanlının eniştesiyim yıllardır değişmeyen yollarınız hala çok kötü. Çile sizin kaderiniz mi?”
Kurdun, kuşun, börtü böceğin, dilsizlerin ve iyi insanların yüzü gözü hürmetine yağan yağmur bereketti.
Bayramlaşma adına göstermelik usullerle ilgilenmiyorum…
Mezarlıkta elleri bidonlarla bekleyen, mezarları sulayan çocuklar bu yıl meteliksiz kaldılar…
Güçlü ve duyarlı bir arkadaşım kanser illetine yakalandı, mezar kaygısından söz etti, Kozan mezarlığında nerdeyse üst üste konulacak, bitmeyen Karabuza mezarlığını neden yaptılar? Diye sordu.
Allah dermansız dert vermesin, mücadele ederiz, aşarız kardeşim dedim. Aşarız inşallah Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli yüzü suyu hürmetine, Ya Şafi…
Tortululu belediye işçisi 5 kişilik ailesiyle kaza sonucunda yok oldular.
Allah’ın garezi yok bize neden dikkat etmeyiz trafik canavarına?
Hep nasıl olsa bizim başımıza gelmez rehavetinden neleri yaşıyoruz!
Ha bu arada kel alaka gibi olacak ama; ülke genelinde yaşananlara bakıyorum: Allah kimseleri herhangi bir iftirayı savunmak zorunda da bırakmasın!
Biliyorum kendimden haz almıyorum gündemden…
Yol yaklaşıyor bitmiyor kaygılar.
Kal-ı kıl; it kılı postal bağı…
Kir içine aksın da bulaşmasın süt beyazlara.
Hindilerim gurk oldu, dizdim yumurtaları altına/ umuda link attım böylece.
Bölük pörçük uykularımda hep kendimdeyim/ hep yorgun.
Savaşıyorum, direniyorum, için için umuda yelken açmak istiyorum.
Kirlenmişlerden uzak, sadeliğe, müdahalesizliğe, özgürlüğe aç
“Sen beni beğendin, ben de seni/ Sen beni beğenmedin ben de seni/ Bakalım kaç beğeni almış, kaç tıklanma var?/ Acaba hakkımda ne düşünürler?” den uzak telefonsuz, televizyonsuz hayatı istiyorum.
Fetö terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle yıllarca cezaevinde yatmış ve önceden selamlaştığım bir kişiyle bir arkadaşın
işyerinde karşılaştım.
Bu millete, devlete hakkını helal etmediğini ve bir an önce ülkeyi terketmek istediğini, kendisine adaletsizlik gösterilerek yıllarının heba olduğunu söyledi.
Tabi uzun süre cezaevinde kalmak zor iş, insanın psikolojisi
bozulabiliyor kişi agresifleşebiliyor da.
Hep derler ya, ateş de düştüğü yeri yakar…
Tabi ben Kozan gibi herkesin birbirlerini tanıdığı bir ilçede, berber, esnaf, öğretmen vb meslek gruplarının, alttaki insanların tuzaklara düştüğünü, düşürüldüğünü, tepedeki siyasi kişilerin es geçildiğini filan söyledim, tartışmak da istemedim…
Nitekim bu insanlar gerginler ve maalesef birçoğunun halen
birbirlerini gazladığını, dış dünyaya kapandığını, kendileri
haricindeki herkesi de suçladıklarını görüyoruz..
Bir ara hafiften, Ergenekon sürecini, sınavlarda soruların
çalınmasını, cemaatin yaptıklarını söylemeye çalıştımsa da, hükümetle ortaklıklarını, anayasa oylamalarındaki, kurumları ele geçirme esnasında izledikleri yollardan, kurdukları tuzaklardan bahsettiysem de beni dinlemediğini anladım…
Fetör Borsası’ndan söz ediyordu. Doğru bu işler dönmedi değil, epeycede tartışıldı.
Kısaca rastgeldiğim kişi öfkeli ve kin doluydu.
Uzun uzun düşündüm ve bu yazıyı kaleme aldım.
Şimdi hala kendi gerçeklerini anlamadıklarını görüyoruz.
Hükümet tuzakçı, halk seyirci, cahil, umarsız ve bunlar da
mağdur!
Cemaate söz hiç yok!
Yahu binlerce gencimizin gelecekleri çalınmadı mı?
Dersanelerde üniversite ve polislik, memurluk sınavlarının
cevabını verenlere ne demeli?
Hani bu halk çocuklarının hakları ne olacak?
Cemaat torpiliyle siyaseti dizayn ederek liyakati yerle bir ettiğinizi hala görmüyorsunuz ha?!
Yasama, yürütme, yargı güçler ayrılığı ilkesini birlikte toz duman etmediniz mi?
Devleti ve kurumlarını ele geçirmek için ne canlar ne canlar
yandı, ne haklar ne haklar gitti umrunuzda oldu mu?
O dev gibi adam Kaşif Kozinoğlu, intihar eden subayların ailelerini hiç düşündünüz mü?
Helikopterden denize atılan gazeteci, Hablemitoğlu cinayeti neyin nesiydi?
Bakın insan başına bir şey geldiğinde şòyle bir düşünmeli, ben hangi değirmene su taşıdım da bunlar başıma geldi demeli.
Ha haksızlık, iftiralar olmadı mı, olmuyor mu? Oluyor. Hukuk ve adalet işte herkese lazım.
İnsan bir başkalarının başına gelen kötü hadiselere sevinmemeli, üzülmeli.
İnsan hata yapabilir.
En alttakiler ezildi, yukarıdakiler ya kaçtı ya da isbaşındalar.
Ama kuvvayi milliye kahramanı sanmayın kendinizi.
Eşitlik, özgürlük, adalet; yoksul halkımız için, liyakat için,
Cumhuriyet ve demokrasi için, halk için yatmadınız…
Sizlere devrimci ile isyancı farkını anlatayım.
İsyancı kırılmış gururu için, intikam için, ezilmiş hislerini tatmin için hareket eder. İlkeleri yoktur.
Şahsiliği aşamaz. Aşma gibi bir derdi de yoktur.
Devrimci ise ilkelere, ideallere bağlıdır ve hepsinden önemlisi
toplumcudur ve bir ahlaka sahiptir.
İdealisttir. Ezilmiş ulusunun hakkı peşindedir.
Mustafa Kemal gjbi, İsmet Paşa gibi, Bülent Ecevit gibi halkçıdır, toplumcudur…
Mustafa Kemal Atatürk’ü, devletin laik, demokratik, sosyal
niteliğini ve bunun anayasal koruyucusu olan TSK’yı müşterek düşman gördüğünüzü ve hatta Ergenekon, Balyoz tertipleriyle, kumpas davalarıyla yerle bir etmeye çalıştığınızı gördük.
Olmadı üstüne bir de darbe girişiminde bulunuldu.
Peki hangi devlet bunu hoş karşılayabilir?
Yahu 50 şehit polisin ailelerine birer torba kül verdiler, insaf ayıp ya!
Kusura bakmayın kahraman filan değilsiniz.
Sizlere kim gaz veriyorsa da inanmayın.
Yanlış yapan insanların mahcubiyeti biraz makuliyeti olur. İkinci bir şans ister
Size lazım olan bu. Belki o zaman biraz katlanılabilir olursunuz…
Kusura bakmayın. Şikayet ettiğiniz iktidarın bu kadar güce sahip olması için seçimlere hile sokan da sizin kutsal gördüğünüz ABD’den medet uman, ukuslararası alanda at koşturan, gizli örgütlerle fink atan da cemaatinizdi.
Vesselam cemaat gücüyle kullandığınız ve yerle bir ettiğiniz adaletten şimdi şikayet ediyorsunuz.
Adalet daima herkese lazım…
Komşu ülkelerde olan bitenlere bakıyoruz da radikalliği de, tarikatları da, cemaatleri de, dincilikleri de batsın!
Bizi tuzla buz etmek için, Ortadoğu ülkesi olmamız için küresel güçler ve uzantıları çok gayret ede dursunlar.
Bizler yaşadıklarımızdan ve çevre ülkelerin başına gelenlerden dersler çıkarmak zorundayız.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu ayarlarına dönmek ve sığınmak zorundayız. Birbirlerimizi de hazmederek, tahamülle, akılla,
mantıkla; sevgi ve saygıyla hareket etmeliyiz.
Toplumun birbirlerini yargılamaya, sertliğe, bağırtıya çağırtıya, gerginliğe, hiç bir negatifizme ihtiyacı yok.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.